Stagflasyon, günümüzde küresel ekonominin karşılaştığı önemli bir tehdit haline gelmiştir. Özellikle ABD, stagflasyon riski açısından en kırılgan ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Peki, bu durumun temel nedenleri nelerdir?
Petrol fiyatlarının 100 doların üzerine çıkması, 1970’lerdeki petrol krizine benzer bir tablo oluşturabilir. Bu durum, enerji arz güvenliğine dair endişeleri artırarak, küresel Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) beklentilerini yukarı yönlü revize etmeyi zorunlu kılıyor.
Ekonomist Joseph Stiglitz, mevcut büyüme verilerinin yanıltıcı olabileceğini belirterek, büyümenin önemli bir bölümünün yapay zeka veri merkezlerine yapılan yatırımlardan kaynaklandığını ifade ediyor. Ancak bu durum, sürdürülebilir bir büyüme için yeterli olmayabilir.
2025 yılına ilişkin işgücü artışı ve yükselen işsizlik oranları, stagflasyon riskinin sinyallerini veriyor. Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, “Savaş uzarsa, küresel ekonomi açısından ciddi bir enflasyon, finansal koşullarda sıkılaşma ve büyümede yavaşlama riskinin yanı sıra küresel enerji fiyatları ve tedarik zincirindeki kırılmalar uzun sürerse bir resesyon, bir stagflasyon riski de söz konusu” şeklinde açıklamalarda bulundu.
Fed, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) gelecek sözlü yönlendirmeleri, makroekonomik görünüm açısından büyük önem taşıyor. Küresel risk iştahında belirgin bir azalma gözlemleniyor ve bu durum, yatırımcıların piyasaya olan güvenini sarsıyor.
Sonuç olarak, stagflasyon riski, sadece ABD için değil, tüm dünya ekonomisi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve işsizlik oranlarındaki artış, bu durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Detaylar henüz doğrulanmamış durumda.