Barış Pehlivan, Türkiye’de gazetecilik pratiği açısından önemli bir figür olarak biliniyor. Daha önceki dönemlerde, gazetecilerin ifade özgürlüğü ve bağımsızlığı üzerine yapılan tartışmalar, toplumda geniş yankı bulmuştu. Ancak, 14 Nisan 2026 tarihinde Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesi’nde verilen karar, bu tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Mahkeme, Barış Pehlivan hakkında halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Pehlivan, duruşmada, “Merhaba, aşağıdaki sözleri söylediğim için bugün 1 yıl 3 ay hapis cezası verildi bana” diyerek, cezanın gerekçesini açıkladı. Bu durum, Türkiye’deki gazetecilik ortamının ne denli zorlayıcı hale geldiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Pehlivan’ın cezasının gerekçesi, hakimlerin çoğunluğunun AKP’li avukatlardan oluştuğu ve bu durumun yargı bağımsızlığını tehdit ettiği yönündeki ifadeleri oldu. “Şu anki hakimlerin yaklaşık 10.000 tanesi çoğunlukla AKP’li avukat arkadaşlar…” şeklindeki sözleri, mahkeme tarafından suç unsuru olarak değerlendirildi. Bu durum, yargı sistemine dair ciddi eleştirileri de beraberinde getirdi.
Mahkeme, Barış Pehlivan’ın yanı sıra Timur Soykan ve Murat Ağırel’e de benzer suçlamalarla ceza verdi. Timur Soykan, gizliliğin ihlali suçundan 10 ay hapis cezasına çarptırılırken, Murat Ağırel de halkı yanıltıcı bilgi yayma suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Öte yandan, Şule Aydın gizliliğin ihlali ve yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlarından beraat etti.
Duruşmaya gazetecilerin katılmaması dikkat çekti. Avukatlar, müvekkillerinin haklarını savunmak üzere mahkemede hazır bulundu. Avukat Buse Şahin, “İddianamede ve mütalaada müvekkillerim açısından hangi suçun hangi eylemden dolayı olduğuna dair net bir bağ yoktur” diyerek, mahkemenin kararını eleştirdi. Diğer bir avukat Gamze Pamuk ise, “Cezai sorumluluk bireyselleştirilemez” ifadesiyle, verilen cezaların adaletli olup olmadığını sorguladı.
Uzmanlar, bu tür cezaların, gazetecilik faaliyetlerini baskı altına alabileceği ve ifade özgürlüğünü kısıtlayabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Özge Naz Akkaya, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunun oluşabilmesi için korku ve panik saiki gerektiğini…” diyerek, bu suçlamaların ciddiyetine dikkat çekti. Bu durum, Türkiye’deki medya özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı konularında ciddi endişeleri beraberinde getiriyor.
Sonuç olarak, Barış Pehlivan’ın aldığı ceza, Türkiye’deki gazetecilik pratiğinin ne denli zor bir hale geldiğini ve yargı sisteminin bağımsızlığına yönelik endişeleri bir kez daha gündeme taşıdı. Gelişmelerin nasıl şekilleneceği ise merakla bekleniyor.